Ashab-ı Suffa
24/6/2007 -Kategori: TASAVVUF
Peygamberlere ilk inananlar, genel itibariyle her dönemde fakirler, güçsüzler, kimsesizler, köleler… olmuştur . Kur’an’da Enfal suresi yirmi altıncı ayetinde “mustaz’aflar” olarak geçen, ellerinde güç bulunmayan bu zayıf insanlar, elçi olarak gelmiş olan peygamberlere inanınca; zenginlerin, güç, iktidar ve otorite sahiplerinin hışmına uğramış, onlar tarafından toplum içerisinde dışlanılmaya çalışılmış, hakir görülmüş ve çeşitli işkencelere maruz bırakılmışlardır. Bütün bunlara rağmen peygamberlerin, ümmetlerine göstermiş oldukları sevgi, şefkat, maddi ve manevi destek onlara hayat kaynağı olmuş ve diğerlerini, sonradan tâbi oldukları dine teşvik etmiştir. Ancak Mekke’nin ileri gelenlerinden olan Kureyş; kölelerin, fakirlerin, zayıf, güçsüz, sıradan insanların Hz. Peygamberin yakınında olmalarını hazmedememişlerdir. Onların Hz. Peygamberin yakınında olmalarını da kendilerinin İslam’a girmemeleri için sebeplerden biri olarak görmüşlerdir. Bu Hz. Peygamber’e yakınında olan kimselere örnek olarak Ebu Hureyre, Selman el-Fârisi, Ebu Zerri’l- Gıfâri, Mus’ab b.Umeyr, Bilâl-Habeşî, Suheyb-i Rûmî, Ammar b.Yâsir’i sayabiliriz.
Medine’ye hicretten sonra fakir Müslümanların barınmaları için Mescid-i Nebevî’nin arka kısmında onlar için kalacakları bir mekân inşa edilmiştir. Artık burada da ihtiyaç sahibi olan bu kimseler kalmaya başlamışlar. Burada ki fakir sahabilerin yaşamlarındaki sıkıntılar; yeme-içme, giyim, mesken, eğitim ve ibadet konuları v.b. noktalarda yoğunlaşmaktadır. Daha sonraki dönemlerde “ zühd dönemi ” adı altında incelenecek olan hususlarda sufiler ve birçok kişi, kendilerine Ashab-ı Suffa’nın yaşam tarzını örnek almış olduklarından bizde bu çalışmamızda bunlara değinmeye çalışacağız.
Birinci bölümde Suffa, Ashab-ı Suffa, zühd kavramları üzerinde kısa bir bilgi verdikten sonra Kur’an-ı Kerim’de, hadis-i şerifler de, Ashab-ı Suffa ve zühdle ilgili olarak gelen rivayetlerden örnekler sunmaya çalıştık. Ayrıca bu bölümde Ashab-ı Suffa’nın oluşumu, sufilerin zühd anlayışları ve özet olarak da zühd dönemini incelemeye çalıştık.
İkinci bölümde ise, Ashab-ı Suffa’nın yaşayışını incelemeye çalıştık. Bu başlık altında, burada kalanların maddî ve manevî ihtiyaçlarını tespit ve bunların giderilme yolları üzerinde, araştırmamızda elde ettiğimiz bulguları zikrettik.
Bu çalışmam da değerli fikirleriyle bana yol gösteren danışman hocam Süleyman SARI Bey’e ve diğer hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim.
Adem YILDIZ
KONYA–2005
KISALTMALAR
a.g.e. : adı geçen eser
a.g.m. : adı geçen makale
b. : bin, ibn
bkz. : bakınız
bnz. : benzer
c. : cilt
h. : hicri
h. no. :hadis no
haz. : hazırlayan
hz. : Hazreti
mad. : maddesi
matb. : matbaası
m. : miladi
r.a. : radıyallahu anh
s. : sayfa
s.a.v. : sallallahu aleyhi ve sellem
sy. : sayı
trc. : tercüme eden
çev. : çeviren
v. : vefat tarihi
vb. : ve benzeri
v.h. : vefatı hicri
vd. : ve devamı
v.s. : ve saire
yay. : yayınları
I.BÖLÜM
KAVRAMSAL ÇERÇEVE
A-SUFFA KAVRAMI: Lügatler de genelde Suffa kelimesi “gölgelik”[1] anlamında kullanılmaktadır. Evin önünde veya etrafında bulunan avlu ve benzeri mekânlar için de kullanılır.[2] Hicretin akabinde inşa edilen Mescid-i Nebevî ’nin arka kısmının kuzeyinde yer alan, üzeri hurma dallarıyla örtülmek suretiyle meydana getirilen, barınacak yeri ve geçim kaynağı olmayan fakir kimseler ve yeni gelenler için ayrılan gölgelik bölümün adı olmuştur.[3]
B-ASHAB-I SUFFA KAVRAMI: Medine’de kalacak akrabaları veya evleri olmayan kimsesiz, fakir muhacirler ve misafirler bu mekanda barındıkları için, burada kalan sakinlerine “Ashab-ı Suffa” adı verilmiştir.[4] Ashab-ı Suffa’nın oluşmasından sonra onların İslam daveti, İslam’ın yayılması, savunulması ve hizmet konularında katkıları son derece büyük olmuştur.[5] Sahabe nesli içerisinde Ashab-ı Suffa’nın ayrı bir yeri vardı. Sahabe nesli bir kadro hareketi, Suffa’da ki sahabelerde bu kadronun ilmi, manevi ve askeri konulardaki hazır kıtası konumundaydı.[6] Dilimizde ashab-ı suffe, suffa ashabı, suffa ehli, ehlü’s-suffa tabirleri de aynı anlamda kullanılmaktadır. Asr-ı saadetteki Ashab-ı Suffa’nın suffasından esinlenerek “sûfi” kelimesinin buradan geldiği konusunda görüşler mevcuttur.[7] Bunlara “sûfi” kelimesinin nereden geldiği konusu ile ilgili olarak aşağıda değineceğiz.
Sûfi ve tasavvuf kelimeleri Kur’an ve hadislerde zikredilmediği gibi, sahabe ve tabiin devrinde bilinen kavramlar da değildir. Tebe-i tabiîn döneminde iyice genişleyen İslâm dünyasında refah seviyesi yükseldikçe halkın ibadet ve zühd konularına yönelenlerine yeni bir takım adlar verilmeye başlandı. Bu adlar arasında en yaygın olanları âbid, zâhid gibi isimlerdi. Hicri II. asrın ortalarından sonra kullanılmaya başlayan ve giderek yaygınlaşan kavram “sûfi ” kavramıdır.[8] Asr-ı saadetteki Ashab-ı Suffa’nın suffasından, bir çöl bitkisi olan sufâne’den, duruluk ve temizlik anlamına gelen, safa veya safv; Yunanca, hikmet, bilgi anlamına gelen sofos veya sophia’dan; başın arka tarafına toplanan saç ankamına gelen sûfetü’l-kafâ … v.s.’den mülhem olarak türetildiği konusunda çeşitli iddialar bulunmakla birlikte en çok kabul gören görüş, yukarıda zikrettiğimiz “Sûf ” kelimesinden türetildiği şeklindeki görüştür.[9]
Sûfi kelimesinin Ashab-ı Suffa ile irtibatlandırılmasının sebebi, sûfilerle Ashab-ı Suffa arasındaki benzerlikten dolayı olması bize daha uygun gelmektedir. Tasavvuf kelimesi iştikak olarak, “ Sûf ” (yün) kelimesinden gelmektedir. Zira ilk sufiler, Hz. Peygamber (s.a.v.) gibi “Sûf ” giymeyi sever, bunu dünyanın süsüne sırt dönmenin bir işareti sayarlardı.[10] İlk kez sûfi diye nitelenen şahıs bu devrin simalarından Ebû Hâşim el-Kûfî (v.150/767) dir.[11]
1. KUR’AN-I KERİM’DE ASHAB-I SUFFA
Allahü Teâla, Kur’an’da Ashab-ı Suffa ile ilgili doğrudan bir ayet zikretmemekle beraber değişik ayetlerde onların sahip oldukları vasıflara işaretle, elçisi’nden onlara karşı özel ilgi ve şefkat göstermesini istemiştir. Şu ayetlerin Ashab-ı Suffa hakkında nazil olduğu nakledilir.
1. “(Yapacağınız hayırlar), kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir.”[12]
Başkalarından istemekten, iffetlerinden dolayı çekindikleri için cahiller, onları zengin zannederler. Burada geçen iffet kelimesi şöyle tarif ediliyor: Güç yetirmekle birlikte bir şeyden yüz çevirmek. Onların fakirlik ve sıkıntılarını, onlarda bulunan huşu ve gayretleri sebebiyle dış görünüşlerinden anlarsın.[13]
İbn-i Sa’d, İbn-i Ka’b el-Kurezı senediyle ayetin Ashab-ı Suffa hakkında indiğini, Taberî’de, Mücâhid ve Süddî’ye isnadla ayetin fakir muhacirler hakkında indiğini söylemektedir.[14]
Sadakaların kimlere verileceğini bildiren bu ayet, “Ashab-ı Suffa” adı verilen fakir muhacirler hakkında nazil olmuştur.
Ayeti öncelikle kendilerinin ilimle, cihadla meşgul oluşları, dünyalık ile ilgili bir gayretlerinin olmayışı, durumlarının sıkıntılı anlarında da iffetleri, kendilerini istemekten alıkoymuş nice insanlar vardır. Ashab-ı Suffa ve daha sonraki nesillerden bu durumda olanlar ayetin doğrudan doğruya muhatabı olmaktadır.
2. “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki bunları kovup ta zalimlerden olasın!”[15]
Müşrikler, Hz. Peygamber ile aynı statüde görüşmek için Peygamber’den etrafında ki Suffalıları, uzaklaştırmasını istemişlerdir. Hz. Peygamber onları yanından uzaklaştırmaya karar verdiğinde Allah Teala elçisini bu ifadelerle uyardı. Bu ayetin nüzul sebebi olarak, Habbab b. Eret’ten gelen şu rivayet nakledilir : “Başta Uyeyne b. Hısn ve Akra’ b. Habis, Rasûlullah’ın huzuruna gelmişlerdi. Peygamberimiz Bilâl, Ammâr, Suheyb ve Habbab gibi Ashab-ı Suffa’dan olan zayıf müminlerle oturuyordu. Gelenler bu manzarayı görünce kendilerine özel bir oturum tahsis etmesini Peygamber’den istediler. Peygamber (s.a.v) de onlara: “Tamam” demesi üzerine: “Şimdi bu konuya dair bir belge yaz” dediler. Rasûlullah yazılması için bir sayfa ile Hz. Ali’yi çağırtmış ve bunu yazmasını istediğinde (biz bir kenarda otururken Cebrail (a.s) şu ayetlerle indi:[16] “Rablerinin rızasını isteyerek sabah akşam O’na yalvaranları kovma! Onların hesabından sana bir sorumluluk; senin hesabından da onlara herhangi bir sorumluluk yoktur ki bunları kovup ta zalimlerden olasın! .[17]
Bu ayetin nüzül sebebi olarak Elmalı’lı, Mevdûdî, Âlûsî, İ.Hakkı Bursevî de benzer olayları eserlerinde zikretmişlerdir. [18]
İbn-i Kesîr, bu sürenin Mekkî olduğunu söylüyor, bundan dolayı da bu ayetin Ashab-ı Suffa hakkında inmesi mümkün değildir, diyor.[19]
Kanaatimizce, surenin nerede inmiş olduğu üzerinde durmaktan ziyade mana açısından sûrenin Suffa’da kalan sahabilerin ve daha sonraki dönemlerde de onların bu vasıflarını kendilerinde toplayanların durumuna işaret ediyor olması daha önemlidir.
3. “ Sabah akşam Rablerine, O’nun rızasını dileyerek dua edenlerle birlikte candan sebât et. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme. Kalbini bizi anmaktan gafil kıldığımız, kötü arzularına uymuş ve işi gücü aşırılık olan kimseye boyun eğme.”[20]
Kalbi zikirden boş ve gafil olanlar Uyeyne b. Hısn ve Akra’ b. Hâris’tir.[21]
Bu sure Mekkî’dir. Bu ayet’in Ehlü’s- Suffe hakkında nazil olması mümkün değildir.[22] Bu ayetin nüzül sebebi görüldüğü gibi, En’am süresi elli ikinci ayetindekine benzer olaydır. Gözlerini onlardan çevirme ifadesi ile gözünü onlardan dünyalık şeylere çevirme, Suffa Ashab’ını hakir görme diye Peygamber (s.a.v) uyarılmış, ayrıca onlarla ilgilenmemekten nehy olunduğu belirtilmiştir.[23]
Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi kanaatimizce, sûrenin nerede inmiş olduğu üzerinde durmaktan ziyâde mânâ açısından sûrenin Suffa’da kalan sahâbilerin durumuna işaret ediliyor olması daha önemlidir.
5. “Allah kullarına rızkı bol bol verseydi, yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Çünkü O, kullarının haberlerini alandır, onları görendir.”[27]
Ebû Nuaym, Amr b. Hâris senediyle bu ayetin Suffa ashabı hakkında indiğini ifade ediyor.[28] Fakat ayet Mekki’dir, onlar hakkında sahih olmaz[29] diyen, ayetin Mekke’de inmesi söz konusu olsa da manası açısından Suffalılara uygun düşüyor [30] diyenler de vardır.
6. “Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).[31] Ebu Nuaym, Ehlü’s- Suffe hakkında indiğini belirtiyor.[32] Bu ayet hakkında Taberî’den ve İbn-i Kesîr’den gelen rivayetler bunun Ashâb-ı Suffa hakkında inmediğini gösteriyor. Bu ayet, Müzeyye kabilesinden sefere katılamadıkları için ağlayan yedi kişinin durumunu destekler. [33]
2. HADİSLER’DE ASHAB-I SUFFA
Hadislerde anlatılanlar Suffa’da kalanların yaşayışlarına da birer örnek oluyor. Giyim-kuşamla ilgili sıkıntılarını Ebû Hureyre (r.a), şu şekilde anlatıyor: (Kendisi de onlardandı), Ashâb-ı Suffa’dan yetmiş kişi bilirim, kısa elbiseleri (ridâ, izâr) vardı. Elbiseler boyunlarından tutturulmuştu. Elbiseler bazen diz kapağının yarısına, bazen topuklarına kadar uzardı. Avret mahallerinin açılması korkusuyla elbiselerini elleriyle tutarlardı.[34]
Zür’a b. Abdurrahmân b. Cerhed’de (dedesi Cerhed Ashâb-ı Suffa’dan dı) şu şekilde anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) bizim yanımıza oturduğunda (elbisemin kısalığından) dizim açılmıştı. Rasûlullah (s.a.v) bana: Dizini ört. Dizin avret mahalli olduğunu bilmiyor musun? , demişti.[35]
Fadale b. Ubeyd (r.a) rivayet ediyor: Rasulullah (s.a.v) namaz kıldırırken kıyamın uzunluğu ve açlıktan dolayı Suffa’da kalanların bazısı yere düşer ve onların bu halini gören çöl Arapları, “bunlar delidir” derlerdi.”[36]
Rasulullah (s.a.v), Suffa Ashabı’nın yeme ile ilgili olan ihtiyaçlarını da evine göndererek halleder ve daha sonra onlar da uyumak için mescide giderlerdi.[37]
Ubade İbnu’s-Sâmit (r.a) Ehlü’s- Suffa'dan bir kısım insanlara yazı ve Kur'ân öğretmişti. Onlardan bir adam da ona bir yay hediye etmişti. Alıp-almama konusunu Rasûlullah’a sorduğunda: “Eğer ateşten bir takı takınmayı seversen kabul et!” [38] diye cevap vermesi üzerine ücret almaktan vazgeçmiş olması, Kur’an eğitiminin ücretsiz olduğuna işarettir.